Okullarda Serbest Kıyafet Uygulaması Üzerine…

img

  Hepimizin bildiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı uzun zamandır beklenilen bir kararı açıkladı ve okullarda forma, önlük gibi zorunlu kıyafet uygulamasının 2012-2013 yılı itibariyle sona erdiğini açıkladı. Tabi bu durum bazılarımızı memnun etti, bazıları ise bu karara şiddetle karşı çıktı. Ben konuya anne olarak baktığımda çocuğumun günlük hayatta giyindiği kıyafetlerle, kendini en rahat ve en özgür şekilde nasıl hissediyorsa o şekilde okula gitmesinin onun için faydalı olacağı görüşündeyim.

  Küçük oğlum serbest kıyafetlerle rahat rahat kreşe giderken bu sene mahalle mektebinde birinci sınıfa başlayan abisinin bir askeri okula gidiyormuş gibi kumaş önlük ve kumaş pantolonları giymek zorunda kalmasına, her mont giyişinde oraya buraya kayan yakasını düzeltmek için canhıraş bir mücadele vermesine fena halde bozulsam da oğlum bundan etkilenmesin diye aylardır duygularımı ve düşüncelerimi kendime saklıyordum ve kendi kendime ‘ neden her gün bunları giymek zorundayım, neden kardeşim gibi okula gidemiyorum, ben artık bunları giymek istemiyorum’ cümlelerinin ne zaman geleceğini korkuyla bekliyordum.

  Bu nedenle, korktuğum günleri yaşamadan gerçekleşmiş bulunan bu uygulama beni ziyadesiyle memnun etti. Bununla birlikte herkes benim gibi memnun olmadı. Mesele birçok açıdan tartışılıyor. Psikolojik anlamda konudaki tartışmalara baktığımda, bu uygulamanın soruna dönüştürülmesinin bizim zihnimizde zorunlu okul kıyafetine ve serbest kıyafete yüklediğimiz anlamlardan kaynaklandığını düşünüyorum.

  Herkesin aynı kıyafetle, önlükle, formayla okula gitmesinin eşitlik sağladığı yönündeki fikir ‘eşit görünmek iyidir, faydalıdır’ şeklindeki bir düşünceye dayanıyor en basit anlamıyla. Peki aynı görünen çocuklar farklılıklarını hiçbir şekilde yansıtmıyorlar mı? Gerçekten aynılaşıyorlar mı aynı giyinince ya da aynı duyguları hissediyorlar mı aynı şekilde göründükleri için.
Her öğrenci farklı bir birey. Farklı bir kişiliği var. Anlam dünyası, duygu dünyası bambaşka ve özellikle ergenlik döneminde bunu bir şekilde ifade etmeye çalışıyor öğrenciler. Bunu yaptıklarında yani okul formasına uygun giyinmediklerinde ise bir dizi psikolojik ya da idari müeyyidelerle karşı karşıya kalıyorlar. Bunu çok iyi biliyorum.

  Ben İmam Hatip Lisesinde okudum, lisede iken, bazı sabahlar iki öğretmenin arasından tek sıra halinde geçerek kıyafet kontrolüne tabi olurduk. Sıranın bana gelmesini beklerken okul formasından daha uzun olan eteğim yüzünde fırça yiyip yemeyeceğime, herkesin içinde kenara ayrılıp müdür muavininin odasına götürülüp götürülmeyeceğime dair hissettiğim korkuları çok iyi hatırlıyorum… Eteğim uzun olduğu, çorabım beyaz yerine gri olduğu vb için neden korkutulmalı ya da uyarılmalıydım? Eteğimin boyu ya da çorabımın rengi neden zihnimin içindekilerden, fikirlerimden, düşüncelerimden ya da geleceğe dair planlarımdan daha önemliydi?

  Kimse düşüncelerimizle ilgilenmedi ama hep kıyafetlerimiz yüzünden yargılandık, eleştirildik bu ülkede. 28 Şubat’ı İHL’de yaşadım, ne giyindiğimiz ve nasıl giyindiğimiz yüzünden travma dolu günler geçirdik. Üniversitede güvenlik görevlilerine görünmeden derse girebilme mücadelesi verdik. Kaçtık, saklandık, kapılardan döndük.

  Başlarını açmadıkları için Milli Güvenlik derslerinde sınıflara hapsedilen öğrenciler oldu İmam Hatip Liselerinde, pencerelerden ağlayarak sarkan ve ‘yardım edin’ diye feryat eden öğrenciler…onlardan biri de kız kardeşimdi…çareyi bu ülkeden gitmekte buldu…özgür olacağı, üstüne-başına ne giydiği ile uğraşılmayan bir ülkeye gitmekte buldu çareyi…. ‘liseden mezun olsam da üniversitede okuyamayacağım, bir şekilde okusam-mezun olsam bu sefer çalışamayacağım’ dedi ve gitti… yüzlerce belki de sayıları binleri bulan öğrenciler gibi o da gitti statükocu zihniyet yüzünden… Peki kim kaybetti mücadeleyi ve ne kazandı… O ve Onun gibiler mücadelelerini kazandılar ama bu ülke kaybetti. Yüzlerce, binlerce genç ve idealist beyin şimdi yurtdışında… Dönmeye korkanlar da var, gözünü karartıp dönmeyi denemek isteyen de.

  Serbest kıyafet uygulamasının öğrencilerin ekonomik farklılıklarını gün yüzüne çıkaracağı için öğrencilerin psikolojisinde olumsuz etkiler oluşturma ihtimali de bu uygulamayı eleştirenlerin kaygılarından biri. Öncelikle öğrenciler zaten okul kurslarında ve dersanelerde serbest kıyafet uygulasının içindeler zaten. Bildiğim kadarı ile buralarda öğrencilerin serbest kıyafet yüzünden sınavda başarısız olması ya psikolojisinin bozulması gibi durumlarla pek karşılaşılmıyor.

  Hepimiz şunu biliyoruz ki ülkemizde ve tüm dünyada bazı insanlar çok zengin, bazıları orta halli, bazıları da çok fakir….bu hayatın gerçeği…farklı yaratıldık ve yaşarken de bu dünyada sahip olduğumuz sosyoekonomik koşullar birbirinden çok farklı olabilmekte. Okullarımızda, serbest kıyafet uygulamasıyla arkadaşları gibi giyinemediğinde yani onlardan kendini farklı hissettiğinde bu farklı olmayı eksik ya da yetersiz olmak olarak algılayan öğrenciler de olabilir.

  Bazı öğrenciler için etrafında marka giyen ya da ondan daha şık ya da daha çeşit çeşit giyinen arkadaşları gibi giyinememek bir moral bozukluğu ya da bir motivasyon eksikliği oluşturacak olursa burada sorun serbest kıyafet uygulamasında değil başka bir yerdedir. Bu sorunu onu arkadaşlarıyla aynı kıyafetlerin içine sokarak onda bir duygusal rahatlama sağlayarak çözmek akıl karı değildir. Sorun, öğrencinin sosyoekonomik yetersizliği ya da bu durumunun arkadaşları arasında kıyafetleri ile görünür olması da değildir aslında.Sorun, öğrencinin bu duruma yüklediği anlamdır.

  Eğer öğrenci bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkileniyorsa burada gizlenen yetersizlik ya da değersizlik duygularıdır ve bu duygular er ya da geç o öğrenciyi hayatta zorlayacaktır. Herkesten bir gün daha iyi giyinse bile kendini eksik ya da yetersiz hissedecektir. Dolayısıyla bu sorunun kaynağından çözülmesi gereklidir. Okullarda özellikle geçiş sürecinde rehber öğretmenler bu tür durumlar için daha dikkatli olabilirler ve sorun tespit ettiklerinde bu konuda öğrencileri psikolojik olarak destekleyebilirler.

  Ayrıca, rehberlik servisi okulda aşırıya kaçabilecek bir takım giyim tarzları konusunda öğrenci velileri ile işbirliği yapabilir. Sonuçta mevzu sadece giyinmek…sosyal hayatın içine girmek için seçilmiş uygun bir kıyafetle okulda eğitim alabilmek bütün mevzuu.. Öğrencilerin zaten içinde oldukları bir uygulamanın genelleştirilmesinde çok büyük tehlikeler olabileceğine inanmıyorum.

  Sonuç olarak, çocuklarımız, öğrenciler zaten sosyal yaşam içinde farklı mekanlarda forma ya da önlük giyinmeden günlük kıyafetleri ile etkileşim içine giriyorlar. Formaların ya da önlüklerin oluşturduğu yapay eşitlik yerine serbest kıyafeti okullarda yaygınlaştırmak mikro düzeyde yani öğrencilerin birbirleriyle olan etkileşimlerinde zaman için ‘kendi olma’ duygusunu ‘kendini olduğu gibi sevme ve kabul etme’ anlayışını geliştirmek için bir fırsat olabilir.

  Bu anlayışla yetiştirdiğimiz çocuklar büyüdüğünde kıyafetlerini bir güç ya da güçsüzlük unsuru olarak anlamlandırmayan yetişkinler olabilirler. Kendilerini ne giyindikleri ile değil ne düşündükleri ile değerlendiren bireyler, karşılarındaki kişi içinde aynı doğrultuda hareket eder. Makro düzeyde ise okullarda serbest kıyafet uygulaması yıllar süren statükocu, tek tipçi zihniyetin en görünür izlerinden birini silerek ülkemize özgürlükçü bir eğitim öğretim atmosferi getirir.

Gülşah AKÇAY CİVRİZ