Çocuklara Sorumluluk Bilinci Nasıl Kazandırılır?

img

  Ergenlik dönemiyle başlayan süreçte en sık karşılaşılan sorunlardan belki de en önemlisi gençlerin o ana kadar hiç yaşamadığı yoğunlukta öfke, kaygı, huzursuzluk, tahammülsüzlük, isyankarlık gibi duyguları hissetmeleri ve bu duyguları dışa vururken yaşadıkları problemlerdir. Özellikle öfke kontrolünde yaşanan sorunlar, ani tavır değişiklikleri, asi ve inatçı ergen davranışları gençlerle ailelerini karşı karşıya getirmektedir. Şunu hemen belirtmekte yarar var ki ergenlerin yaşadıkları değişim onlara gökten zembille inmemiştir.Davranışlarındaki değişim belirli fizyolojik değişim ve dönüşümlerin yansıması olarak karşımıza çıkar. ‘….İlim kendin bilmektir…’sözünden hareketle bu yazıda temel olarak, genç erkek ve genç kız beyninin ergenlikle başlayan süreçte nasıl değiştiğini ve bunun hangi tür duygu ve davranışları beraberinde getirdiğini açıklamaya çalışacağım.Son olarak,  gençlerin duygularını nasıl kontrol altında tutabileceklerine dair birkaç öneride bulunacağım.

  Ergenlik döneminin neden gençler için zor bir süreç olduğunu  anlamak ancak insan beyninin bu süreçte yaşadığı değişimi tam anlamıyla idrak etmekle mümkündür. Genç erkek ve kız beyni bu süreçte farklı türden değişimler yaşarlar ve böylece toplumda   kadın ve erkek, anne ve baba rollerini yerine getirmek için gerekli fiziksel ve ruhsal teçhizat elde edilmiş olur.Mesela, genç kız beyni ciddi bir östrojen ve projesteron akımına uğrar.( Brizendine, 2006)Bu onları menstrual döngü yani regl olma sürecine taşırken aynı zamanda toplumsal ilişkilerde kabul edilme ve onaylanma durumlarına karşı daha hassas bir hale getirir.Arkadaşlık ilişkilerinde sevilen ve kabul edilen biri olmak neredeyse hayati öneme sahip olur. Yoğun bir duygusal duyarlılığa sebep olan bu hormonlar, genç kızın çevresindeki insanların her bir bakışı ve ses tonundaki hafif değişiklikleri dikkatle değerlendirmesine ve davranışlarını tekrar düzenlemesine sebep olur. Beyindeki bir çok merkez bu iki hormonun seviyelerindeki değişimden etkilenir. Öyle ki koruma içgüdüsünden tutun da  eleştirel düşünme,ışığa ve ısıya karşı duyarlılık, hafızadaki keskinlik ya da dalgınlık hatta beyinde nefes alış verişi ayarlayan hücreler bile bu hormonların ay içerisindeki artış ve azalışlarından etkilenir.

  Genç erkek beyni ise çok daha farklı yönlerde farklı bir hormonun etkisi altında gelişir: testosteron.Bu hormon genç kız beyninde de salgılanır ama oldukça az miktarlarda.Erkek beyninde 2 yaşlarında başlayan ilk testosteron akımı ergenlikle beraber 2  büyük akıma uğrar ve  bu hormanon 15 yaşıan kadar erkek beynindeki salgılanmasında oluşan %25 lik artış erkeklerin agresif dürtülerini ve cinsel davranışlarının genç kız beynine göre çok daha hızlı bir şekilde tetiklenmesini sağlarken  sosyal anlamda  onların insanlarla birlikte olma ve konuşarak vakit geçirme gibi durumlardan kaçınmalarına neden olur.( Brizendine, 2006)

  Genç erkek, odasında yalnız başına bilgisayarın başında vakit geçirmeyi her türlü aile içi faaliyete kolaylıkla değişir. Hiçbir aile toplantısında genç erkeği göremezsiniz, kaza ile gelmişse dahi sesini duyup onunla göz göze gelme şansınız oldukça azdır.Otoriteye karşı direniş erkeklerde oldukça had safhadadır. Ailede, en ufak kararlar  alınırken bile bağırıp çağırmalara ve kapı çarpmalara rastlanabilir.

  Hormonların dürtüler, duygular ve sosyal davranışlar üzerinde böylesine belirleyici bir etkisi varsa gençlerin kendilerini kontrol etmeleri adına yapılacak pek fazla bir şey yok şeklinde bir yorum ortaya çıkabilir. Gözden kaçırılmaması gereken nokta ‘hormonların davranışların ortaya çıkmasında sadece uygun koşulları oluşturan bir etken olması’dır. Hormonlar ortamı genç kızların daha kırılgan, daha duygusal ve korumacı olması için hazırlarken erkeklerin daha agresif, bağımsız ve dürtüsel olması yönünde hazırlıyor.İşte tam da bu noktada genç kız ve erkeğin bu süreci daha yumuşa bir geçişle atlatmasının yolu genç kız ve erkeğin kendini ve duygularını ne kadar tanıdığı ve ne kadar ifade edebildiği ile ölçülebilir.

Gülşah AKÇAY CİVRİZ